Blog

Teknoloji Transfer Ofisleri Arayüzü

Teknopark, TTO, Kuluçka Merkezi ve Kümelenme Arayüzleri Temel Bilgilendirme

Ülkemizde ilk defa 23. BTYK toplantısın 2011/104 nolu kararı olarak "Üniversitede Yenilikçiliğin ve Girişimciliğin Tetiklenmesi Amacıyla Politika Araçlarının Geliştirilmesi" başlığında desteklenmesine karar verilen Teknoloji Transfer Ofisleri, kararda ele alınan ilk öngörü doğrultusunda; doğru bir vizyon ile üniversitelerde geliştirilen teknolojinin ticarileştirilmesi, üniversite-sanayi işbirliklerinin artırılması ve akademik araştırmaların lojistiğinin sağlanması temelinde paylaşılmıştı.  Aynı sene kurulan birçok bölgesel kalkınma ajansı da bu kapsamda söz konusu kararı destekleyen çağrıya çıkmışlardı. 2012 senesinde ise ilk defa üniversiteler arası bir endeksin temeli atılarak "Girişimcilik ve Yenilikçilik Endeksi" açıklanmıştı. TÜBİTAK, bu endekste ilk 50’de yer alan üniversitelere yönelik özel bir çağrıda bulunarak, var olan ya da açılacak olan TTO'lara 10 yıl süreyle destek vereceğini açıklayarak daha sonra her sene geliştireceği Türk TTO modelini ortaya çıkarmıştı. Bu açıdan baktığımızda 2011 yılında yayınlanan stratejik kararı sonraki yıllarda TÜBİTAK  pratiğe dökmüş ve geliştirdiği 5 modül ile TTO yapısını ülkemizde şekillendirmiştir. Bu 5 modül sırasıyla;

·  Farkındalık ve Etkinlik

·  Destekli Araştırmalar

·  Üniversite - Sanayi - Kamu İşbirlikleri

·  Patent, Lisanslama ve Ticarileştirme

·  Girişimcilik ve Şirketleşme’dir.

1960’ların başlarında ABD’nin Rusya ile arasındaki soğuk savaş sebebi ve “İlk Aya Gidenin Kim Olacağı ?” yarışında Rusya’nın 1961’de Gagarin ile uzaya çıkan ilk insan unvanını alması, ABD’deki birçok teknoloji geliştirme politikasını ve merkezlerini etkiledi. Adeta ‘Gagarin Efekti’ diyebileceğimiz bir hareket ve teknoloji yarışına devletin yön vermesiyle 10 senelik bir ilk periyodun sonunda (1969’da) Neil Armstrong ile Ay’a bayrak dikerek istedikleri hedefe ulaştılar. Bu teknoloji rüzgarı devam ederek önce devletin müdahalesi ve yapılan düzenlemelerle ticarileştirme şirketleri kurulmuştur. Ardından o dönemde akademisyenlerin şirket kurmasının adeta ahlaki bir suç olarak sayıldığı ortamdan yine bir 10 yıl içinde çıkılmış ve 70’lerde öncü TTO’lar kurulmuştur. 1974’de ise bugün AUTM olarak bilinen kurumun temelleri atılmış, fakat o dönemde kurucuları üniversitelerde görev alan patent vekilleri, avukatlar olmuştu. Bilindiği gibi o dönemde ABD’de patent hakkı üniversitelerin değil, buluşçu ve büyük oranda devletin malı olmaktaydı. Bu noktada ticarileştirmede çıkan bir çok sorun ise bir milat olarak kabul edilen 1978’deki Bayh-Dole Act’i ile çözülmüş ve üniversitelerin patent hak sahipliğinin önü açılmıştır. 1980’den sonra ise TTO’ların kabuk değiştirdiğini, ciddi tecrübe ve süreçlerin geliştiğini görmekteyiz. ABD’deki 20 senelik bu ön arama fazı ve çeşitli düzenlemelerden sonra varılan en önemli nokta, buluş ve inovasyonun üniversitelerden çıktığının kabul görmesi ve sanayinin bundan fayda elde edilmesidir. 2016 yılına geldiğimizde biz TTO’ların ünlü dilemması “Bu teknolojinin değeri nedir?” in cevabı ABD’de çok farklı bir yapıya kavuşmuştur. En yeni teknolojinin üniversitelerde olacağının farkındalığına sahip olan sanayici, TTO’lara giderek ellerindeki teknolojiye fiyat teklifi vermekte, TTO’lar ise birçok teklif içinde firmayı seçmekte ve değerlemesini onlara yaptırmaktadır. Böylece aslında değerlemeyi pazarın kendi dinamiği yapmaktadır. ABD konusunu, oradaki TTO modeli ile kapatabiliriz. Bilindiği gibi bazı üniversitelerde, MIT gibi, adı “Teknoloji Lisanslama Ofisi” olarak anılır fakat bu kapsamda en az 4-5 yapının daha destek olduğu bir TTO mekanizması vardır. Temel modülleri teknolojiyi koruma amacıyla patent başvurusu yapmak, patenti ya lisanslama ve exit yöntemi ile ya da şirketleşme yoluyla ticarileştirmektir. Bu noktada bizdeki Farkındalık ve Etkinlik ile Destekli Araştırmalar’ın farklı yapılarda ele alındığı ve Üniversite-Sanayi kontrat tabanlı projelerin de bazen farklı grupların elinde olduğu görülmektedir.

Avrupa coğrafyasına gelince, ilk TTO yapılarını 2000’lerin başında görmekteyiz. Öncelikle Almanya ve bazı kuzey ülkeleri bu konuda öncü olmuşlardır. Genel yapı olarak burada da ABD modeli gibi bir yapı kurgulanmış, yani öncelik patent temelli teknolojinin lisanslanması ve satılması ile girişim firmaları üzerinden ticarileştirilmesi olmuştur. Fakat farklı ve etkin bir organizasyon olarak Avrupa’da -örneğin- Üniversite-Sanayi işbirliğini önceleyen ATTP PROTON birliğini bulabiliyoruz. Gene unutulmaması gereken husus Avrupa Birliği Çerçeve Programları’nın etkisidir. Halen yeryüzündeki en büyük bütçeli destek programı Avrupa Kıtası’ndadır ve H2020 programıyla birlikte, teknolojinin iş modeli eşliğinde sanayi ve kamu tarafında ticarileştirilmesini temel almışlardır. Bu sürece paralel olarak da doğru bir stratejiyle KOBİ destek programlarını zenginleştirmişlerdir.

Ülkemizde halen TÜBİTAK 1513 programı tarafından 10 yıl boyunca desteklenen 25 TTO ile 1601 programı tarafından 2 yıl boyunca desteklenen 17 TTO bulunmaktadır. Toplamda tahmin edilen 60 civarı TTO yapısı bulunduğudur. Belirttiğimiz ilk 25 TTO tüm modülleri çalıştıran ve süreçleri oturmuş yapılar, ikinci 17 TTO ise öncelikli olarak Destekli Araştırmalar ve Üniversite Sanayi İşbirlikleri’ni geliştirenlerdir. Bunun haricinde olanlar ise 1 veya 2 kişilik yerel takımların bulunduğu henüz süreçleri yerleşmemiş yapılar olarak değerlendirilebilir.

Arayüz Çeşitleri

Yurtdışı ve ülkemizde belirgin olarak ortaya çıkmış arayüzleri aşağıdaki gibi listeleyebiliriz:

-  Bilim Parkları (Science Parks)

-  Teknoparklar

-  Teknoloji Transfer Ofisleri

-  Kuluçka Merkezleri

-  Kümelenmeler

Ülkemizde bulunmayan bilim parkları modeli bir üniversite arazisinde bulunan ama üniversite ile birebir bütünleşik olmayabilen, temel araştırmaya odaklanmış olup, iç mekanizmasında fiziksel olarak sanayiyi barındırmayan ve aynı zamanda TTO gibi bir arayüze sahip olmayan, temel bilim çalışmalarının yürütüldüğü önemli merkezlerdir. Bu konudaki en güzel örneklerden biri, ABD Southwest Research Institute ya da Cambridge Science Park’dır. Teknoparklar ise ülkemizde 2000’li yıllardan itibaren kurulmaya başlanmış ve model olarak bir üniversite ile ilgili ve bünyesinde fiziksel olarak Ar-Ge yapan firmaları bulunduran yapılar olmuşlardır. Bu kapsamda edinilen tecrübe çoğu teknopark yapısında görüldüğü üzere, üniversite işbirliklerinin yeterli seviyeye ulaşamaması sonucu, bu arayüzün çoğunlukla Ar-Ge firmaları tarafından tek katmanlı olarak yürütülmüş olmasıdır. Son zamanlarda yapılan değişikliklerle bu arayüzü zenginleştirmek için teknopark bünyesinde TTO ve Kuluçka Merkezi kurmak zorunlu hale gelmiş ve diğer politikalarla yapısında Üniversite etkisinin fazlalaşması ve Teknoparklerın tematik bir alanda dikey büyümesi sağlama politikasıdır.

Teknoloji Transfer Ofisleri arayüzü ise, üniversite sınırları, binası içinde bulunan tamamen üniversite unsurlarının çıktılarının arttırılması, korunması, yönetilmesi ve ticarileştirilmesi üzerine odaklanmış bir yapıdır. Tüm süreçlerini bu ürünlerin üniversite dışına aktarılması ve işbirliklerini geliştirmek üzere yapılandırmıştır. Bir yandan laboratuvar işletmesini yapar, diğer tarafta girişimcilik kültürünü arttırmaya çalışır, öte yandan makale ve projelerden buluş taraması sonrası triage yaparak patentleme kararı alır. Üniversite-Sanayi-Kamu işbirlikleri ile hem projeler hem de ticarileştirme bağlantıları kurar. TÜBİTAK’ın 1513 programında şu anda 100’den fazla parametre ile TTO’ların performansı ölçülmektedir. Bu performans tabanlı yapı Türk TTO’ları kısa vadede oldukça ileriye götürmüştür. TÜBİTAK programındaki Teknopark TTO’ları ise bu kapsamda bağlı oldukları üniversite ile aynı bağlantıyı kurmaya çalışmaktadır. Program dışındaki Teknopark TTO’ları için ise özgün bir model oluşturmaya ihtiyaç olduğunu düşünülebilir.  Kuluçka Merkezleri ise hem TTO yapıları içinde kendilerine Modül 5 kapsamı etrafında yer edinmiş hem de bağımsız yapılar olarak farklı formlarda yer almıştır. Teknolojiyi hızlandıran ve yatırım almasına çalışan “Hızlandırıcı ve Ticarileştirme” bağımsız yapıları da dahil edilirse, ülkemizde son dönemde Kuluçka Merkezleri’nin çeşitlilikleri artmıştır. Bu arayüzün temel işlevi girişimcilik çerçevesindeki her türlü faaliyettir. Son olarak bahsedebileceğimiz Kümelenme arayüzü ise tüm yukardakilere göre en zengin arayüzlerden biridir. Bünyesinde Üniversiteler, Sanayi ve Kamu kurumları, STK’lar, Bakanlıklar gibi yapıları bulundurabilir. Temel işlevi rekabet öncesi işbirliklerini geliştirmek üzere, temel iş geliştirme, politika üretme, ilgili sektörel raporları üretme, farkındalık etkinlikleri yapma gibi faaliyetlerdir. Kümelenme 4’lü sarmal diyebileceğimiz bir yapıyı kendi arayüzü olarak kullanmaktadır.

Bu arayüzleri şu şekilde kümülatif olarak fonksiyonel zenginliğin artışı olarak göstererek özetleyebiliriz:

Bilim Parkları (Üniversite ortamındaki Temel Araştırma) > Teknoparklar (+Sanayi) > TTO (+Ticarileştirme) > Kuluçka Merkezi (Girişimcilik) > Kümelenme (+Politika) olarak gösterilebilir. Bu noktada görüleceği gibi en zengin arayüz kümelenme arayüzü olarak sayabiliriz.

Görüleceği üzere TTO’lar, bünyelerinde bulundurduklarını Kuluçka Merkezleri, dahil olduklarını Teknoparklar ve dahil oldukları Kümelenme faaliyetleri ile ülkemizin kendi teknolojisini geliştirmek, ihracatının yüksek teknoloji ürünlerine dayalı olmasını sağlamak, temel araştırmanın tekrar üniversitelerden çıkmasını sağlamak ve böylece sanayiciyi üniversiteye çekmek gibi birçok temel unsurda görev almaktadır. Günümüzde yaşanan bu değişim için kuvvetli bir ekosistem ve güçlü bir organizasyon kurmamız gerekmekte ve birlikte iş yapabilme kültürümüzü geliştirerek bu ekosistemi canlı tutmaya ihtiyacımız vardır. Üniversitelere ve TTO’lara inanmak, rekabet öncesi işbirliği yapabilmek, yüksek teknoloji ürünlerinin yapılabileceğine inanmak ve başarı örneklerini koruyarak geliştirmek gerekmektedir. Binlerce değerli araştırmacının çalıştığı 200’e yakın üniversitenin olduğu ülkemizde, TTO’ların ülkemizin teknoloji üretme kapasitesine olan katkısının ve buluşların sanayiye aktarılmasıyla hızlanabileceğimizin farkına varmalı ve tam da bu nedenle söz konusu arayüzlere inanarak bu yolda ilerlemeye devam etmeliyiz.

Önder Mutlu Yılmaz

İstanbul Şehir Üniversitesi Teknoloji Transfer Direktörü

Blog Yazarı: Önder Mutlu Yılmaz

E-bültenimize üye olmak için e-postanızı bırakın.