Blog

Sosyal ARGE

Geldiğimiz noktada Teknoloji Ar-Ge tanımı gibi Sosyal Ar-Ge tanımı yapmanın ihtiyacı artmıştır. TÜBİTAK bu konuda öncülük yapıp Sosyal Ar-Ge tanımını oluşturmalıdır. Sosyal Ar-Ge tüm yönerge ve kanunlarımıza eklenmeli ve desteklenmelidir.

SOSYAL ARGE

Geçtiğimiz Ekim ayında Boğaziçi Üniversitesi’nde 6.sı yapılan “IPCONF” (Üniversite Fikri Mülkiyet Yönetimi Konferansı’nda) TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Arif Ergin konuşmasında: “Yelkeni mühendisler yapar ama rüzgarı temel bilimler, dümeni sosyal bilimlerdedir” demişti. TÜBİTAK Başkanımızın dilinden bu 10 kelime tam anlamıyla ülkemizin ihtiyacı olduğu bir vizyonu tanımlıyordu. Üniversitelerde üretilen bilginin ne kadar çarpan etkisi oluşturabileceğini dayandığı temel bilim öğeleri, hangi problemi, hangi sosyal etkiyle çözdüğünü ise taşıdığı sosyal bilim öğelerinin tanımlamakta olduğunun önemini bu yazımda dile getirmeye çalışacağım. Bu öğelere birçoğunuz sürdürülebilirlik, çevresel etkiler gibi diğerlerini ekleyeceklerdir. Farkında olanlarımız için bu yeni “birşey”dir. Sorunları giderek artan dünyamızın artık çok eksenli bilim dallarına dayalı Ar-Ge ürünlerine ihtiyacı  var. Artık  “Tasarım Odaklı Düşünme (Design Thinking)” gibi, Yalın Metot gibi, Sürdürülebilir Çerçeve (Sustainability Framework) gibi araçlar varken Ar-Ge’nin sadece fen bilimlerine ait olduğunu düşünmeyelim. Gelin, neden bir mühendisin tasarımlarında artık diğer bilimlerin çıktılarından yararlanması gerektiğini ve neden devlet politikalarımızda artık Sosyal Ar-Ge tanımını yapmamız gerektiğini tartışalım.

Eski yazılarımda yoğun olarak inovasyonun ticarileşmiş ürün olduğunu, teknolojiyi ekonomiye kazandıran arayüz yapıları ve girişimcilik üzerine yazmıştım. Girişimcilik yöntemlerinden, yalın metottan bahsetmiştim. Bu yazıysa aslında bunları tamamlayan eksik kalan bir tanım üzerine : Sosyal Ar-Ge. Herhangi teknolojik bir girişimin, ya da akademide üretilen bir teknolojinin temel bilimlerden çıkan bir yapısı varsa ticarileşme ve ekonomik etki olasılığı yüksektir. Temel bilime dayanmayan bir teknolojinin özgünlük, kopyalanabilme, yıkıcı yenilik içermeyebileceğinin daha yüksek olası olduğunu söyleyebiliriz.

Pekala yukarıdaki kabulün farklı bir tanımı da birçoğumuz tarafından kabul görecektir : Sosyal Etkisi, Kullanıcı Etkileşimi, Sürdürülebilirlik ve Çevresel Etkileri düşünülmüş bir mühendislik tasarımının  ticarileşme ve ekonomik etki olasılığı daha yüksektir. Bu tanım örneğin artık 1-2 nesli idari eden ama çevreyi bir 4-5 nesil kirlenmiş olarak bırakan ürün teknolojilerinden, tekrar aynı seviyesine getirmek için 1’e 1000 katı bütçe isteyen kimyasal ilaçlamanın, site yaşamı gibi negatif sosyal etki yapabilen ürünler yerine yatay ve komşuluk ilişkisi olan şehir çözümlerine kadar uzayan hepimizce malum konuları içeriyor. Birçok ürünün piyasadaki izinleri ve hukuksal süreçleri bu etkileri içermiyor, zira yönetmeliklerimiz bu yeni dünya sorunlarını desteklemiyor.

O halde yazımın ana vurgusunu buradan ilan etmenin zamanıdır : Geldiğimiz noktada Teknoloji Ar-Ge tanımı gibi Sosyal Ar-Ge tanımı yapmanın ihtiyacı artmıştır. TÜBİTAK bu konuda öncülük yapıp Sosyal Ar-Ge tanımına öncülük etmelidir. Sosyal Ar-Ge tüm yönerge ve kanunlarımıza eklenmeli ve desteklenmelidir. Söz gelimi Ar-Ge kanunumuzda Sosyal Bilim Projeleri teşvik dışı bırakılmıştır. Sosyal Bilim projelerinden Ar-Ge olanlarını ayıklayabilmemiz için tanıma ihtiyacımız vardır. Bu tanım ülkemizin giderek ihtiyacı olan Sosyal Bilim çıktılarının artırılmasında tarihe geçecek bir adım olacaktır. Dünyamızın problemlerinin artık sadece teknoloji geliştirmekle çözülemeyeceği, bugün dünyanın birçok köşesindeki savaşlar, göçler ve fakirlikten, doğa yapısının bozulmaya başlamasıyla ekolojik dengenin bozulması, küresel ısınmaya, farklı dini ve politik görüşlerin bir arada yaşayabilmesi, yönetim rejimleri gibi bir çok “sosyal” unsurun ön planda olup majör problemleri oluşturduğunu görmekteyiz. Bizi buralara getiren noktanın şimdiye kadar hep teknoloji inançlı olup sadece onunla ilgili bölümler, araştırma merkezleri, vergi teşviklerinin getirdiği, ilerleme ve zenginliğin sadece onunla geldiğine inanmamız olabilir mi ? Yoksa aslında karşılığını uzun yıllar ödeyemeyeceğimiz bir gerilemeye ve fakirliğe mi neden oluyor ? Bunu tartışıyor olmamız gerekmez mi ? Neden Sosyal Bilimleri de benzer bir ivme ile destekleyerek birçok konuda araştırmalara destek verici, mühendislerden istenilen birçok standartlara uyulması gereği gibi sosyal etki benzeri araştırmalarda teşvik edilir hale getirilmesin ?

Önder Mutlu Yılmaz

İstanbul Şehir Üniversitesi Teknoloji Transfer Direktörü

http://www.sanayigazetesi.com.tr/sosyal-ar-ge-makale,1108.html

Blog Yazarı: Önder Mutlu Yılmaz

E-bültenimize üye olmak için e-postanızı bırakın.